1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Mahmud Esad Coşan,Şeyh Şamil,Mehmed Âtıf Hoca bugün Hakk'a yürümüştü
Mahmud Esad Coşan,Şeyh Şamil,Mehmed Âtıf Hoca bugün Hakk'a yürümüştü

Mahmud Esad Coşan,Şeyh Şamil,Mehmed Âtıf Hoca bugün Hakk'a yürümüştü

Bügün günlerden 4 şubat.Mahmud Esad Coşan,Şeyh Şamil,Mehmed Âtıf Hoca gibi önemli şahsiyetler bugün Hakk'a yürümüştü

A+A-

Bügün günlerden 4 şubat.Mahmud Esad Coşan,Şeyh Şamil,Mehmed Âtıf Hoca gibi önemli şahsiyetler bugün Hakk'a yürümüştü.

1-İskilipli Mehmed Âtıf Hoca

Şapka inkılabından bir yıl önce yazdığı Frenk Mukallitliği Ve Şapka adlı eserinden dolayı İstiklal Mahkemesinde yargılanan ve karar günü savunma yapmayan İskilipli Atıf Hoca'ya İstiklal Mahkemesi Başkanı Kel Ali idam hükmü verdi. Oysa davanın savcısı üç yıl hapis istemişti. İskilipli Atıf Hoca 4 Şubat 1926 günü Ankara Samanpazarı'nda asılarak idam edildi. Cenazesi yıllar sonra İskilip ilçesine getirilerek yeniden defnedildi.

iskilipli-atif-hoca-kimdir.jpg

İSKİLİPLİ ATIF HOCA KİMDİR?

İskilipli Atıf Hoca, 1874'te İskilip'in Tophane köyünde doğdu. İlk eğitimini köyündeki medreseden alan Atıf Hoca, daha sonra İskilip'in tanınmış alimlerinden Abdullah Efendi'den fıkıh ve tefsir dersleri aldı. Ailesinin itirazlarına rağmen İstanbul'a giderek ilim tahsilini devam ettirmek istedi. Fatih Camii medresesinde ders gören Atıf Hoca 1902'de girdiği ruus sınavını vererek İstanbul müderrisliğine hak kazandı. Fatih medresesinde müderris olarak ders verirken aynı zamanda Darulfünun Üniversitesine devam etti. Darulfünun'un İlahiyat bölümünden mezun olan Atıf Hoca İstanbul Kabataş Lisesi'ne Arapça öğretmeni olarak atandı.

Medreselerin ve müderrislerin eksikliklerini gidermek için bir rapor hazırladı ve bu raporunu Maşihat-ı İslamiyye Dairesi'ne sundu. Fakat rapor köklü değişiklikler içermesi ve dairedeki bazıkişilerin çıkarlarına dokunması nedeniyle Şeyhulislamlık makamına şikayet edildi. Şeyhuilislam Mehmet Cemalettin Efendi tarafından önce Bodrum'a daha sonra Kırım'a sürüldü. Kırım'dan Varşova'ya geçen Atıf Hoca, sürgün cezası bittikten sonra İstanbul'a dönen Atıf Hoca, Beyanül'l hak, Sebilürreşad, dergilerde makaleler yazdı. İttihatçılarla yıldızı barışmayan Atıf Hoca, 31 Mart olayından bir hafta önce yazdığı bir yazı nedeniyle tutuklandı. Fakat mahkeme suçsuz buldu ve serbest bıraktı. İttihatçılar, Atıf Hoca'ya devlet dairesinde görev vermeyerek onu eğitimle iştigal etmesinden uzak tutmak istediler.

Atıf Hoca medreselerde fahri olarak ders vermeye İttihatçılara karşı İttihad-i Muhammed-i içerisinde yer alır. Mebus seçilmesi ittihatçılar tarafından engellenir. Mahmut şevket Paşa'nın öldürülmesinde rolü olduğu gerekçesiyle İ İttihatçılar tarafından suçlanarak Divan-ı Harb'te yargılanır, suçlu bulunarak önce Sinop'a daha sonra Çorum-Sungurlu sonra da Boğazlayan'a sürgüne gönderilir. Sürgünde halka vaaz vermesi ve talebelere ders vermesi yasaklanır. 1.5 yıllık sürgün cezası sona erdikten sonra İstanbul'a gelir. Ebul2ula Mardin Huzur dersleri adlı eserinde suçsuzluğunun anlaşılmasına rağmen hiçbir görev verilmediğini söyler.

Alemdar ve Mahfel gibi gazete ve dergilerde yazılar yazan Atıf Hoca Şeriat Medeniyet-i , Mirat'ul İslam gibi eserlerini bu dönemde yazar. Eserlerinde medeniyet, terakki, eğitim sosyal hayat, İslam nizamı, örtünme, ahlak, hukuk gibi konulara vurgu yapar. Siyasi yazılar yazar ve İttihatçıların din-siyaset ayrımına karşı çıkar.

Mustafa Sabri Efendi sayesinde veliaht Vahdettin'le tanışır ve veliahtla kişisel dostluk kurar. Birinci Dünya Savaşı'nın sona İttihatçı liderlerin ülkeyi terk etmesiyle Atıf Hoca Fatih dersiamlığı görevine dönerek başta fıkıh ve tefsir, Arapça dersleri vermeye devam eder. 1918'de hilafet-i aliye ve Medresetül Kudat'ta da dersler verir.

Hürriyet ve İtilaf Partisinin İktidara gelmesi ile İptida medresesinin umum müdürlüğüne getirilmişse de Hürriyet ve itilafçıların İngiliz yanlısı siyaset izlemelerine Alemdar gazetesinde yazdığı yazılarla karşı çıkmıştır. İskilipli Atıf Hoca Mondros mütarekesine ilk tepkiyi koyanlardan birisidir. Yakın arkadaşı Mustafa Sabri Efendi ile birlikte Müderrisin cemiyetini kurar, Mustafa Sabri Efendi'nin şeyhülislamlığa getirilmesinden sonra cemiyetin başkanlığı görevini üstlenir. Cemiyet başlangıçta bir ulema meclisi iken daha sonra Anadolu'nun itilaf devletleri tarafından işgal edilmesinden sonra ismini Teal-i İslam Cemiyeti olarak değiştirir.

İzmir'in işgal edilmesine karşı ilk karşı beyanname hazırlayan cemiyet Teal-i İslam Cemiyetidir. Bu beyannamede işgalciler eleştirilmiş, yurdun her sathında mücadele edilmesi için çağrı yapılmıştır. Cemiyet kurtuluş olarak halifeye bağlı kalmayı halifeliği kurtarmayı esas almıştı. Çünkü halifelik cemiyete göre İslam'ı ve Müslümanları temsil eden bir makamdı. Halifeliğin işgal kuvvetlerin hakimiyetine geçmesi Müslümanlar için bir felaket olurdu, bu nedenle işgalcilere karşı Müslümanlar halifelik şemsiyesi altında tek vücut olmalıydılar.

İngilizler iktidardaki Hürriyet ve itilaf Partisi'nden Anadolu'da işgallere karşı direnişe geçen milislere karşı bir fetva yayınlanmasını Şeyhülislamlıktan ister. Atıf Hoca bu şekilde bir fetvanın yayınlanmasına karşı çıkar fakat fetva hazırlanır ve Atıf Hoca ve Tahirül Mevlevi'nin karşı çıkmalarına rağmen fetva cemiyet bildirisi şeklinde yayınlanmak istenir. Atıf Hoca bu fetvanın cemiyet adına yayınlanmasına karşı çıkar ve bildiriye imza ve mühür basmaz. Teal-i İslam Cemiyetinin adı kullanılarak uçaklarla atılan bu fetvaya karşı Atıf Hoca, Vakit gazetesine bir tekzib yazısı gönderir. 23 Teşrin-i Evvel (Ekim) 1920, No: 1032 Vakit gazetesinde çıkan tekzib yazısında Atıf Hoca memleketin işgali sırasında böyle bir fetvanın yanlış olduğunu söyler ve bu fetvayı benimsemediğini ve imza koymadığını söyler.

1922'de Dolmabahçe Sarayında Huzur dersleri verir. Bu dönemde özellikle batılılaşma karşıtı yazılar yazar. Tesettür-ü Şer'i, Din-i İslam'da Men-i Müskirat (İslam dininde İçki Yasağı), Frenk Mukallitliği ve Şapka kitaplarını kaleme alır.

Şapka hakkında ki kitabını yazdıktan 1,5 yıl sonra Şapka devrimine muhalefet etmek suçundan tutuklanır. Şevket Süreyya Aydemir, Tahirül Mevlevi, Hasan Tahmilci, kızı Melahat Hanım Atıf Hoca'nın Şapkaya muhalefet etmekten tutuklandığını belirtmişlerdir.

İskilipli Atıf Hoca 4 Şubat 1926 Perşembe günü sabaha karşı Eski Meclis binasının yakınındaki çarşıda asılarak idam edilmiştir.

2:Mahmud Esad Coşan

b57665d0-f271-4fa4-add8-aef8c2f94c98.jpg

Mahmud Esad Coşan, Avustralya'da geçirdiği trafik kazasında vefat etmişti. 4 Şubat 2001 gecesi Türkiye saati ile 04.00'te, cami açılışı için bulunduğu Avustralya'nın başkenti Sidney yakınlarındaki Dubbo şehrinde meydana gelen kazada, Mahmud Esad Coşan ile birlikte damadı Ali Yücel Uyarel de Hakk'ın rahmetine kavuşmuştu.

KISACA HAYATI:

Mahmud Esad Coşan 14 Nisan 1938 yılında Çanakkale'nin Ayvacık ilçesi Ahmetçe Köyü'nde doğdu. 1950'de Vezneciler İlkokulu'nu, 1956'da Vefa Lisesi'ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap-Fars Filolojisi'ne girdi. Arap Dili ve Edebiyatı, İran Dili ve Edebiyatı, Ortaçağ Tarihi ile Türk-İslam Sanatı sertifikaları aldı. Ankara'da 1960'ta Klasik-Dini Türkçe Metinler Kürsüsü'ndeki asistanlık sınavını birincilikle kazandı. Asistanlığının ilk yıllarında fakülte yayın kurulunda iki yıl sekreterlik görevinde bulundu. 1965 yılında '15. Yüzyıl Şairlerinden Hatiboğlu Muhammed ve Eserleri' konulu teziyle ilahiyat doktoru oldu. 1973 yılında ilahiyat doçenti unvanını aldı. Nisan 1973 yılında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Türk-İslam Edebiyatı Kürsüsü öğretim üyeliğine atandı ve kürsü başkanlığını üstlendi. 1977-1980 yıllarında Sakarya Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi hocalığı yaptı. 1982 yılında, ilahiyat profesörü olan Coşan, yurtdışında misafir öğretim üyeliği görevlerinde bulundu.

1977'de Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa Cemaati lideri Mehmed Zahid Kotku'nun emiriyle hadis sohbetlerine başladı. 13 Kasım 1980'de Mehmed Zahid Kotku'nun ölümüyle cemaatin lideri oldu. 1987'de kendi isteğiyle emekliye ayrılan Mahmud Esad Coşan, konferans, sohbet, yayın ve çeşitli kurumsal faaliyetlerle yoğun bir şekilde eğitim çalışmalarını sürdürdü. 28 Şubat sürecinde hakkında açılan davadan dolayı Avustralya'ya giden Coşan, 1997'den itibaren ABD ve Avrupa ülkelerinde bulundu.

İskenderpaşa cemaatinin şeyhi Mahmud Esad Coşan, Avustralya'da geçirdiği trafik kazasında yaşamını yitirdi. 4 Şubat 2001 gecesi Türkiye saati ile 04.00'te Sidney yakınlarındaki Dubbo şehrinde meydana gelen müphem bir kazada, Coşan'ın damadı Ali Yücel Uyarel de vefat etti.

Vefat haberinin ulaşmasının ardından cemaat mensupları, Coşan'ın evinin de bulunduğu Çamlıca Bulgurlu'daki cemaatin merkezine akın etti. Coşan'ın babası Halil Necati Coşan ile ağabeyi Mithat Coşan, cemaatin merkezi olarak kabul edilen Çilehane Camii'nde taziyeleri kabul etti. Sabahın erken saatlerinden itibaren Hacı Mehmet Efendi Sokağı'nda toplanan cemaat mensupları, Çilehane Camii'nin önünde uzun kuyruklar oluşturdu. Kadınlar ise caminin yakınlarında olan Coşan'ın evinde toplandı.

9 Şubat 2001 günü Fatih Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından Coşan'ın naaşı Eyüp Sultan Mezarlığı'na defnedildi.

ESERLERİ

Server İletişim Tarafından Basılan Eserleri

İslam Dergisi Başmakaleleri (Başmakaleler-1)

Kadın ve Aile Dergisi Başmakaleleri (Başmakaleler-2)

İlim Sanat ve Panzehir Dergileri Başmakaleleri (B.M.-3)

İdeal Yol (Başmakaleler-4)

Dilimiz ve Kültürümüz

Tarihi ve Tasavvufi Şahsiyetler

Mehmed Zahid Kotku (Rha)

İstanbul'un Fethi ve Fatih

Hatiboğlu Muhammed ve Eserleri[3]

Seha Neşriyat Tarafından Basılmış Eserleri

Matbaacı İbrâhîm-i Müteferrika ve Risâle-i İslâmiye (1982)

Hacı Bektâş-ı Velî, Makalât

Gayemiz (1987)

İslâm Çağrısı (1990)

Yeni Ufuklar (1992)

Çocuklarla Başbaşa

Başarının Prensipleri

Türk Dili ve Kültürü

İslâm'da Nefis Terbiyesi ve Tasavvufa Giriş (1992)

Avustralya Sohbetleri-1 (1992)

Avustralya Sohbetleri-2 (1994)

Avustralya Sohbetleri-3 (1995)

Avustralya Sohbetleri-4 (1996)

Yeni Dönemde Yeni Görevler (1993)

Haccın Fazîletleri ve İncelikleri (1994)

Zaferin Yolu ve Şartları (1994)

İslâm, Sevgi ve Tasavvuf (1994)

Sosyal Çalışmalarda Organizasyon ve Başarı (1994)

Güncel Meseleler-1 (1994)

Güncel Meseleler-2 (1995)

Hazret-i Ali Efendimiz'den Vecîzeler (1995)

Hacı Bektâş-ı Velî (1995)

Yunus Emre ve Tasavvuf (1995)

Başarı Yolunda Sevginin Gücü (1995)

İslâmî Çalışma ve Hizmetlerde Metod (1995)

Sosyal Hizmetlerde Hanımlar (1995)

Ramazan ve Takvâ Eğitimi (1996)

Tebliğ ve İrşad Çalışmaları (1996)

İslâm, Tasavvuf ve Hayat (1996)

Haydi Hizmete!.. (1997)

İslâm'da Eğitimin İncelikleri (1997)

Tasavvuf Yolu Nedir? (1997)

İmanın ve İslâm'ın Korunması-1 (1997)

İmanın ve İslâm'ın Korunması-2 (1998)

Allah'ın Gazabı ve Rızası (1997)

Mi'rac Gecesi (1998)

Doğru İnanç ve Güzel Kulluk (1998)

Ramazan ve Güzel Ameller (1998)

3:Şeyh Şamil

806235.jpg

Şeyh Şamil 25 yıl boyunca devam eden Kafkasya-Rusya savaşlarında Rus ordularını perişan eden büyük bir halk kahramanıdır. Ömrünü esaret altında bulunan Kafkasya topraklarını kurtarmaya adamıştır. Türkiye tarafından Kafkasya Kartalı olarak adlandırılmaktadır. Şeyh Şamil 1797 yılında Dağıstan'ın Gimri köyünde doğdu. Bölgede önemli bir din adamı olan Şeyh Cemalettin Gazi Kumuki'den dersler aldı. At binme ve kılıç kullanmada üstün becerilere sahipti. Güçlü bir vucut yapısı olan Şamil, aynı zamanda güreş ve atıcılıkta da kendini geliştirdi.

30'lu yaşlarına kadar tefsir, hadis, fıkıh, edebiyat, tarih, fen gibi birçok alanda öğrenim gördü. O dönemde Rus esareti altında Kafkasya'yı kurtarmak için Dağıstan'da başlattığı özgürlük mücadelesi kısa zamanda birçok bölgeye yayıldı. Diğer esaret altında yaşayan milletleri de bir araya getirerek Rusya İmparatorluğu'na büyük darbeler vurdu. Kafkasya'da yaşayan Türkler Şeyh Şamil'i başlarına lider olarak seçtiler. Döneminde baruthaneler, tophaneler, silahhaneler yaptırarak dağınık halde bulunan ordusunu güçlendirdi ve düzenli bir hale getirdi. Ayrıca ülkesinde adaleti ve refahı artırmak için çalışmalar yaptı.

Şamil Ruslara karşı her zaman en önde çarpışmış gerçek bir liderdi. 25 yıl boyunca Ruslara ağır kayıplar verdirmiştir. Fakat bu mücadelede kısıtlı olan askeri gücü ve imkanları tükenmiştir. Ahulgo tepesinde sayıları 10.000'i aşkın Rus ordusuna 3.000 adamıyla 80 günden fazla dayanarak tarihe geçmiştir. Bu direnişte Şeyh Şamil hanımı Cevheret hatunu, oğlu Said'i, kız kardeşi Mesedo'yu şehit verdi. Savaşı kaybedeceğini anlayan Şamil, Ruslar'la ateşkes anlaşması yaparak teslim olur. Esir olarak Rusya çarına götürülür. Burada cesaretiyle imparatorun dahi hayranlığını kazanır. Bunun yanında Rus Çarı ile yaşamış olduğu şu diyalog oldukça meşhurdur:

Bir gün Rus Çarı esaret altındayken Şeyh Şamil'i yemek yemek için karşısına alır Şeyh Şamil'in iştahlı bir şekilde yemek yediğini görünce yanındakilere: Korkarım bu adam bizi de birazdan yer diye söylenir. Şeyh Şamil bunu duyunca, Korkmayın dinimizde domuz eti yemek haramdır cevabını verir. 

1 ay boyunca Rus sarayında esir olarak kalan Şamil önemli esirlerin tutulduğu Kaluga'ya gönderilir. Esaretin 10. yılında hac vazifesini yerine getirme isteği kabul edilir. Çar tedbir olarak oğlu Muhammed Şefi'yi rehin alır ve hac sonrası tekrar gelip teslim olmasını ister. Buradan ilk olarak İstanbul'a gelen Şeyh Şamil o dönemin Osmanlı padişahı olan sultan Abdulaziz tarafından sarayda ağırlanır. Halk bu kahramanı görebilmek için saray önlerine koşar. Daha sonra hac görevini yerine getirmek için Mekke'ye gelir. 74 yaşlarına gelen ve yorgun düşen Şamil 4 Şubat 1871 yılında vefat etti.

 

 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.